Ana içeriğe atla

Öne Çıkan Yayın

İNSAN ÖTEKİYLE VAR OLUR.. EDEBİYAT İSE İNSANLA..

  ‘Edebiyat nedir ? ‘sorusuna verebileceğimiz bir tanımdan da öte yaşamın bir çeşit delili, tarifi yaşamın sınırlandıran insanoğlunun sonsuzluğunun bir parçasıdır edebiyat. Yeni keşfedilen bir kıta, yemeğe atılan farklı bir baharatın etkisini diğer insanlar üzerinde vuku bulmasıdır. Değişmez, yenilenemez şartlar – olasılıklara karşı atılan bir darbenin parçası, mutlak kararlara karşı imzalanan kağıt parçasıdır. Varlıkla var olur, insanla değişir, ötekileşir, aktarımı sağlanır. Nefesle izah olunan, mürekkeple belirginleşir, insanların üzerindeki tesirinin bir parçası ise kağıtta kalan izlerdir. Bulanıklaşan, kuruyup eskiyen ama her defasında hissedilen. Edebiyat hissedilir, mantığın katmanlarına çıkabilmek için zahir olunan gönülle aşikar nasıl olursa. İnsanı var eder. Görülmeyeni, durulmayanı, anlatılamayanı anlatır her satırında. Terry Eagleton’un Edebiyat kuramı kitabında (1983 ) ‘’ Sağlam ve değişmez değerleri olan ve birtakım ortak özellikleri paylaşan eserler anlamında bir...

KÖROĞLU DESTANI' NDA AT MOTİFİ - KIR- AT İNCELEMESİ



Bu yazımda bir destanın incelemesini yapmaktan da öte destan kahramanıyla özdeşleşen atın ,Kır-at'ın (at motifinin) tahlilini yapacağım..

Tarih boyunca at; destan, efsane ve halk hikayelerinde değişik şekillerde ortaya çıkmıştır. Türk kültür ve tarihinde at motifi mitolojik olarak farklı şekillerde sembolize edilmektedir. Geçmişten günümüze insanlar göçebe bir yaşam sürerek ulaşımı, iletişimi ve kültürün aktarımını da atlar sayesinde sağlamaktadırlar. Bu yüzden at hem destan kahramanları için hem de halk için önemli bir konuma sahiptir. At kahramana kötü bir şey geldiğinde hisseder, onu kötülüklerden korur. Kahramanlık gösteren bu atlardan birisi de alp attır.

          Devenin Arap için önemi ne ise atın da Türk için önemi odur. Destanlardaki alp kişi destan içindeki kaderini sahibi bulunduğu atla birlikte yaşar. Destan kahramanının yanında yer alan at, bütün Türk destan rivayetlerinde olağanüstü özelliklere sahip olarak su ruhundan türer. Türkler, atların denizden çıkan, dağdan inen ya da gökten, rüzgârdan, mağaradan gelen kutsal aygırlardan türediğine de inanırlardı.’’ (Elçin, 1963)

 

Özellikle şaman kültüründe yapılan yuğ ayinlerde, toplum tarafından saygı duyulan kişi öldüğünde atı yakılarak yanına gömülür, kaldığı çadır etrafında yedi kere tur, at üzerinde atılırdı. Bazı durumlarda kahraman atı ile aynı konumda zikredilir ve atını yanından ayırmazdı. Çünkü aralarında özel bir bağa sahiptiler.[1]

Günümüzde Anadolu bozkırlarında ve yerleşim yerlerinde ortaya çıkan ve bu mezarlarda insan iskeletlerinden hariç at kemiklerinin de bulunması bu bağın kanıtı niteliğindedir.

          Şamanist törenlerde at, Şaman’ın gökyüzüne çıkacağı bineği ve kurban hayvanı olarak önem kazanmıştır. Şaman at yardımıyla yeraltına ya da öteki dünyaya geçebildiğinden, ölümünde sembolü olduğu için çoğu kez kanatlı olarak düşünülmüştür. (ÇORUHLU, TÜRK MİTOLOJİSİ'NİN ABC'si, 1999) (ÖZKARTAL, 24, s. 67)

Şamanlar dünyayı üç katmanlı olduğuna inanmış ; yeraltı, yeryüzü ve gökyüzünün oluşumuyla evrenin tek bir katmandan oluşmadığını savunmuşlardır. Törenlerde şaman kötü ruhları korkutmak amacıyla elinde sopa bulundurur ve bu sopanın ucunda da ak atın kılları bulunurdu.. At, mitolojik anlatılarda ölümü, diğer dünyaya geçişi temsil ederdi. Törenlerde ayinin yöneticisi olan şaman gibi atlarda dünyalar arası geçiş yapabilir ve kahramanını kurtarabilirdi. Atlar da Tanrı’nı katına ulaşmış, onu hissedebilmiştir bu yüzden anlatılar kalıcılığını halen korumaktadır.

Şamanlar ritüellerine son derece bağlı, inanışlarına göre yaşayan topluluklardır. Tengri’ye karşı sunulan kurbanlardan biri de atlardır. Kurbanın ruhunun Ülgen’e ulaşabilmesi için önce katmanlar arası yolculuk etmesi gerekmektedir ve daha sonra Şaman yardımıyla Tanrı’ya oluşur. Yapılan bu ayinler sayesinde dünyanın düzeni aynı şekilde muhafaza edilmiş olur.

          Terimsel anlamı ise ‘kutlu hayvan’ demektir. Biyolojik olarak, dört ayaklı bir yük ve binek hayvanıdır. Argan, Kulan , Tarpan gibi yabani türleri bulunur. Pek çok Türk topluluğunda ekonomik ve sosyal açısından çok büyük önemi vardır. At eski türk edebiyatında bir insanın kimliği gibidir. (KARAKURT, Türk Söylence Sözlüğü: Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, 20011, s. 52,53)

Türk destanlarında avcılık, akıncılık önemli bir meziyet olup insanların hayat tarzlarını yansıtmaları (atlı göçebe kültürü) ve yaşamlarının devamı  için gereklidir. Burada at hem cesareti temsil ederken, her kabilede bulunması gereken bir ongundur. Kahraman küçük yaştan itibaren avlanmaya başlar ve at her zaman yanındadır. ‘’Türklerde alp tipi atın varlığı Türk tarihinin yazılı en eski belgelerine dayanır. Bu belgelerin başında Köktürk yazıtları ve Divan-ü Lügati’t Türk gelmektedir. Alpin en büyük yardımcısı ve destekçisi atıdır.’’ (EMEKSİZ, 2016, s. 72)

 

Köroğlu Destan’ında kahramanın yardıma ihtiyaç duyduğunda, gücü yetmediği durumlarda atı olağanüstü özellikleriyle, sahibinden üstün olduğu da destanda görülmektedir. Her ne kadar kahramana kut verildiğine inanılsa da(şaman kültüründe) , atın da (hayvanın) özel güçleri vardır. Zamansal olarak geçiş yapabilir, kahramanı kendi zamanına geri getirebilir. Rüzgardan yaratıldığı için kuştan bile iyi uçar, düşmanın tehlikesini hissettiğinde renk değiştirme özelliğine sahiptir. ‘’Tanrı katına ulaşabilen bir hayvan olma niteliği ata kutsal bir değer kazandırır. İnsanı cennete ulaştıracak yolu da at bilmektedir.’’ (Seyidoğlu, 1996: 55) (SEYİDOĞLU, 1996)

          Orta Asya’daki Astana Mezarlığı’nda bulunmuş ipek bir kumaş üzerindeki tasvirde hayat ağacının iki yanında kanatlı atların yer alması, atın kutluluğunu ve cennetin yolunu bildiğini ifade eder.’’ (Çoruhlu, t.y: 24) (ÇORUHLU, Türk Sanatında Görülen Hayvan Figürlerine “Gök ve Yer” Sembolizmi Açısından Bir Bakış)

          Bu görüşü destekleyecek olan diğer bir görüş ise Hz. Ali’nin bir hadisinde, atın Allah (CC) tarafından ‘’kıble rüzgarı ( Poyraz)’’ndan yaratılıp yeryüzüne indirildiği belirtilmektedir.’’ (Demiri, 2001)

Türkler aynı zamanda atlar arasında yarışlar düzenleyerek, boyun önderliğini ön plana çıkarabilirdi. Kazanan kişi kabileler arası lider konumda yer alarak boyunu onurlandırırdı. Kabileler arasında çıkan savaş ve çatışmaların bir nedenini de atın kutsallığı oluşturmaktaydı. Bu yarışlarda taraflar birbirleri üzerinde birtakım hilelere başvurduklarında , kahraman bu tuzaklardan atını kurtarmayı başarırdı.

          Türklerin ata verdiği önemin sebebini Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lûgat-it-Türk adlı eserinde şu sözlerle ifade eder: “At, Türk’ün kanadıdır.” Yine başka bir yerde “Kuş kanatın, er atın” (Atalay, 1986: 34-35, 48-49) demektedir.’’ (ATALAY, 1986)

‘’Türk halklarının destanlarında alp tipi atlar doğdukları andan itibaren olağandışı özelliklere sahiptirler. ‘’Bunların bazılarının kuyruğu ve yelelerinde kılıç ve hançer vardır, tırnakları demirdendir. Kaza Tuva ve Altay Türklerinin epik destanlarında kahramanların atlarının ayaklarında , yele ve kuyruklarında kılıç vardır ve bunlar kılıç gibi keskindir. Bu tip atlar , düşman veya atına yok edici darbeyi vururlar.’’ (ÇINAR, s. 154)

İslamiyet öncesi ve İslami dönem Türk Destanlarına bakılacak olursa atın insanlar arasında kutsal kabul edilmiştir.

Buna örnek oluşturabilecek Muhammed’in miraca çıkarken ki atı olan Burak’tır.

          Kutlu atlar Güneş diyarından geldiklerine inanılır. Sudan çıkmaları yaygındır ve farklı bir özelliktir. Türklere göre atlar güneşten yeryüzüne inmiş varlıklardır.(URL: Türk Mitoloji Ansiklopedisi, Karakurt,2012) (ÇUFADAR, 2019, s. 2016,2017).

Destanlarda atların olağanüstü özelliklere sahip olması, kahramanın Tanrı tarafından kut aldıktan sonra dünyaya gönderildiklerinde ona bahşedilen görevi başarıyla ulaşabilmesini sağlamak için gereklidir.

Ortaya çıkan bu olağanüstü güçler destandan destana farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Örneğin Üç Kulaktu Ay-Kara At destanında atın pışkırmaları sonucu gerçekleşmektedir.

“Üç kulaklı Ay-kara at

Durup, pışkırdı,

Tuz gibi sis yayıldı,

Gece karanlığı çöktü…’’ (KABA A. , 2011, s. 74)

Bu dizelerde görüleceği üzere atın pışkırması sonucu gökyüzünü karanlığın sardığı ve sisin çöktüğü görülmektedir.

En eski yazılı metinlerden biri olan Orhun kitabelerinde Kül Tigin’in atı Alp Salçı’dır. Sadece bir attan da öte o dönemlerde yaşanan savaşlarda silah arkadaşı konumundadır.

 Manas destanında , manasın zehirlenmesiyle atı Ak Kula sayesinde yaşama dönmüştür. Manas’ın aynı günde doğmuş olan ve

Senin yağız kısrağının

Bugün savaş atı doğacak

Bugün sözü edilen aziz zat budur,

Kaplan Manas senin evladındır.

          Savaşlarda bineceği atı budur” (Camgırçıyeva 1995:46) şeklinde anlatılan “Akkula”sı, Kambar Batır”ın “Kara Kaska Culdız”ı vardır. “Alpamış” destanında da başkahraman, bineceği atıyla aynı gün doğar. Manas’ın atı Akkula, Alpamış’ın Bayçibar, Köroğlu’nun Kırat'ı, Koblandı’nın Tayburul’u sahipleri gibi üstün özelliklere sahiptir.’’ (TURGUNBAYER, s. 99,100)

Manas’ın Ak-kula’sı, kahramanın ölümünden sonra mezarını beklemiş ve insan gibi konuşmuştur. Birçok Türk destanında görüldüğü üzere atların yalnızca tek bir özelliği yoktur. Her bir destanda farklı bir özellikleri ortaya çıkmaktadır. Sihir yapabilme, şekil değiştirme, uçabilme, hız, güç ve konuşma bu olağanüstülükler çerçevesi içinde yer alır.

 

Yakut Türklerine ait olan diğer bir destansa Er Sogotoh destanıdır. Bu destanda kahraman güneye doğru yolculuk ederken önüne bir ırmak çıkması sonucu karşıya geçemez ve sarı atının yardımıyla ırmağın üzerinden uçarak karşıya geçtiği anlatılmaktadır.

           Kanatlı at “Tulpar” da bunlardan biridir. “Tulpar”ın Yunan Mitolojisindeki karşılığı “Pegasus”tur. Kanatlarının olması, gökyüzünden gelmesi, insanlara yardım ederek onları kurtarması gibi özelliklerinden dolayı üst dünyaya ait olduğu ileri sürülür. Bununla birlikte “at” üç dünyada da rastlanan bir varlıktır. Üst dünyada kanatlı Tulpar, orta dünyada bozkır atı, alt dünyada ise yarı yılan vücutlu olarak karşımıza çıkar. (KARAKURT, TÜRK MİTOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ,Türk Söylence Sözlüğü, 2012)

Eski dönemlerden günümüze(mitolojik) İslami öğeler çerçevesinde Türk kültürünün izler azalmamış bilakis artış göstermiştir. Özellikle at motifi İslami dönemde de ilgi çekmeye devam etmiştir. Battalname, Danişmendname ve Saltukname gibi İslami dönem destanlarında yer almaya devam etmektedir.

Oğuz Türklerinin en eski hikayelerinden oluşan Dede Korkut’a baktığımız zaman bir bölümünde:‘’Kazan sorar: “Hüner atın mıdır, erin midir?”, “Han’ım, erindir.” derler. Kazan Han, “Yok, at işlemese er öğünmez. Hüner atındır der.’’ (İnan, 1992: 17) (İNAN, 1992)

Selçuklu Döneminde at motifi Mete Han ve Çinliler arasında da söz konusu olmuştur. Mete Han’ın babası öldükten sonra Mete, atı Çinlilerden geri ister. Önemli olmasının bir nedeni de herkesten üstün bir hıza sahip olmasıdır.

Hamzaname’deki  Anadolu sahasındaki insanlar tarafından tanınan at,  Aşkar daha sonraki yıllarda Seyyid Battal Gazi ve Sarı Saltuk’un atı olarak önümüze çıkar. destanında atı Aşkar bir mağarada ruhlardan oluşmuştur. Hz. Hamza’nın Div- Zad Aşkarı ölümsüzlük suyundan içtikten sonra Hz. Ademden Aleyhisselam’ dan beri yaşadığına inanılır. Aynı zamanda bu atın Kabe’yi tavaf edip , mağarada yaşadığına inanılır. Bunun dışında  sahibiyle konuşur , havada uçar ve sahibini koruma özelliklerine sahiptir.

 

 

KÖROĞLU DESTANI AT MOTİFİNİN KONUMLANIŞI

                             Köroğlu’nun Zuhuru..

Köroğlu Destanı’nda at motifinin(dor ve kır at) ortaya çıkmadan önce onun gelişimini hazırlayan birtakım olaylar zuhur etmiştir.Ana olaylar bu iki at üzerinde şekillenmektedir. Bolu Bey’inin o dönemin hatırı sayılır kişilerinden  olan Ürüşen babadan iki tane eşi benzeri bulunmayan at istemesiyle başlar. Ürüşen babanın Anadolu’ya seyahati böylelikle başlar. Gözlemler, iyi atın nasıl, nerede olabileceğini düşünür. Karşısına iki tane at çıkar. Dor ve kır at sürekli olarak beraber vakit geçirmekte, birbirinden ayrı kalmamaktadır. Ürüşen baba bir altına Dor atı alır, satıcının bu atların kıymetini bilmediğini düşünür , çevresindekilerin istekleriyle pazarlık yaparak yanına kır atı da alır. Ve ülkesine dönüş yolunu tutar. Bolu Bey’inin huzuruna çıktığında iki atı da padişaha takdim eder fakat Bey küçümseyici ve hiddetli bir tavır takınarak Ürüşen babanın gözlerine mil çekme emri verir. Bolu Bey’i yaptığını telafi amaçlı günde üç öğün yemeğini karşılama sözü verir. Ürüşen baba evine vardığında oğlu Ali de artık körün oğlu olmuştur , kaybettiği iki gözünü oğluna iki at bahşederek telafi eder. Dor ve Kır at diğer atlardan farklı ve özeldir. Mucizevi güçlerin ortaya çıkması için zaman, sabır ve meşakkatli bakım Ali’yi beklemektedir. Zindan karanlığında günde iki kere tımar edilecek, yem verildiği vakit zinhar arkaya dönüp bakılmayacaktır. Aradan zaman geçer Garlongoç uşakları artık bir parça yemek yüzü göstermemektedir. Bunu öğrenen Ürüşen baba tarlayı sürdürmek ve atlarını artık test etmek ister. Sabahın ilk ışıklarının kanadını kırdığı için birinci gün Dor at sınavı geçememiştir. Diğer gün kır at tarlaya girmek istemez, asidir ve de çok güçlü bir ata dönüşmüştür. Ürüşen baba kır atı oğluna bırakarak , kendisinin intikamını almasını ister. Ali artık Köroğlu olarak etrafında nam salacak, bir yandan düşmanlarından kaçarken bir yandan da yeni dostluklar edinecektir.

 

‘’Köroğlu’nun sadık dostu olarak gördüğü Kırat’ı uçabilmekte, tehlikeleri önceden sezerek sahibini zor durumlardan kurtarmaktadır .‘’ (ASLAN, 2006)

Köroğlu babasının sözüne kırk gün riayet edip iki atı da karanlık yerde beslemesi bakımını yapması gerekmektedir ama Köroğlu merakından bu söze kırkıncı gün uymayarak güneş ışığının Dor atın bir kanadını kırmasına neden olur. Diğer atın kanatları ise ışıl ışıl parlamaktadır. Tüm bu mucizelerin asıl sebebi atların kutsal varlık olmalarından ileri gelmektedir.

Köroğlu’nun “Kırat”ı da su menşeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu’dan derlenen Köroğlu kollarında bu husus özellikle vurgulanır. Pertev Naili Boratav, Köroğlu’nun atının menşei konusunda şunları söyler:       

“Köroğlu’nun atı, sudan çıkan bir aygırın, at sürüsü içinde bir kısrağa aşmasından doğmuştur. Paris rivayetinde bu, Amuderya’dan çıkan bir aygır diye tasrih edilmektedir. Müderris Zeki Velidi Bey’in derslerinde kaydettiğine göre: Amuderya’nın kollarından ‘Vahş’ havzasında, Rusta-Bik mevkiinde sudan çıkmış atlar hakkında hikâyeler vardır; bu çok eskiden beri söylenmektedir. Köroğlu’nun Tobol rivayetinde de Kır At sudan çıkan bir atın tayıdır; fakat buna burada Tulbar denilmektedir. Tulbar ismi de Türk destanlarında efsanevi, necip atlara verilen isimdir (Boratav, 1984: 66).

Köroğlu destanın Orta Asya rivayetlerinde de Kırat -Türkmen rivayetinde olduğu gibi- bir su kulunu ile bir su aygırının birleşmesinden doğmuştur.’’ (Özkan, 1997: 230) (KABA A. , 2011, s. 28)

Köroğlu destanında Kırat’ın sudan oluştuğu görüşlerinin yanında çölden geldiği inanışı da vardır. Dayanıklı oluşu Erzincan’ın yakınlarında bir kule inşa edişi ve uçarak Köroğlu ile kuleye yalnız atı ile kendisinin girebilmesi onları hem üstün hem de güçlü birer ikili yapmaktadır. ‘’Köroğlu’nun ölümünde Kır At, bir insan gibi yas tutmuş kırk gün yem yememiştir.’’ (ÖZKARTAL, 24)

Bir insan öldüğü zaman arkasından yas tutma adeti yalnız insanlarda değil hayvanlarda da vardır. Bu da onları duyguları olan, hislerini dışa vuracak kabiliyette olduklarını göstermekte, normal olarak dünyaya gelmiş hayvanlardan farklarını ortaya koymaktadır.

 Kıratla ilgili birçok rivayet meydana gelmiştir. Değişik olağanüstü özeliklere sahiptir. Bunlar; en yüksek surlardan kolaylıkla geçmesi, kanatları sayesinde dünyalar arası seyahat etme yeteneğine sahiptir, Köroğlu ile mistik bir ilişkisi vardır, dilini anlar onu kötülüklere karşı uzak tutar. Bu rivayetlerden Bulgaristan- Sofya, İstanbul, Paris, Huruflu ve Anadolu olmak üzere birçok anlatımı vardır ve her anlatıda Kırat’ın farklı bir özelliği gün yüzüne çıkmaktadır.

Bulgaristan rivayetinde Hasan Bey bölümünde Kır atın tırnaklarına çamur dokunmadığını anladığında ,atın hazır olduğunu ,gizlediği sırrı oğluna anlatmaya karar verir.

         Şimdi ata bin, Aras nehrine git. Hiç uyumadan, üç gün üç gece bu suyu bekle. Su Bingölden üç köpük getirecek; birisi yeşil, diğeri koyu, üçüncüsü sarı köpük. Bunları bir kap içine al, bir kısmını sen iç, bir kısmını da bana getir”, der. Ruşen Ali Aras nehrine gider. Babasının dediklerini yapar, köpüklerin yarısını içer, yarısını bırakır ve kendi kendine “Babam ihtiyar ve iki gözden mahrum bir adam, bunu içip de ne yapacak?”, der ve Kırat’ına içirir. Sonra babasına köpükleri tutamadığını söyler. Babası: ”O suyun yarısını da bana getirseydin elbette benim de sana bir faydam dokunurdu...O sudan içmek bizim nasibimiz değilmiş...Şimdi sen de baba yiğit bir delikanlı oldun...Kırat’ına bin benim intikamımı alıncaya kadar döğüş... der. (R.MOLLOV, 1957, s. 15)

Kırat ve Köroğlu’nun amaçları ,babasının gözlerinin kör olmasıyla birlikte o ihaneti sahiplerine geri ulaştırmak olmuştur.

Huluflu rivayetinde esir tutulan Kırat, satılmak uğruna kör ve topal taklidi yapar. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ’ O bir tılsımdır.’ Der Kır ata. O olmadan Köroğlu yaşayamaz, kedere gömülür, arkasından lirik şiirler yakar, acısını dindiremez  ‘’Kır atın çalınması ‘’ bölümünde ise Köroğlu’nun mertliği gitmiş yerine huysuz bir değirmenci olup değirmende yaşaması , müşterilerin getirdiği tahıllarla karnını ve Doratı doyurabilmesi , hal ve hareketlerinin gidişatını bilemeyen bir adama dönüşmüştür. Gece rüyasında Kıratına kavuştuğunu görerek eski mertliğine geri döner.

Moğollar ve Türkler arasında at tanınan ve sürekli kullanılan bir hayvandır. Atların sadece ‘don’una’ ya da  fiziksel özelliklerine göre isim verilmez. Türkler renklerine göre de atlara isimler verirdi. Kır atta rengine gör isimlendirilmiştir ve mutluluğu sembolize etmektedir.

          Renge göre at tefrik ve temyiz edilir. Elâzığ rivayetinde ve bazı rivayetlerde Köroğlu’nun ve babasının, arkalarından gelen at kırdır; firariler atlarını çamura salarlar; takip edilen kır at çamurdan çıkamaz. Bu kır atların bir hususiyetidir. Yağız at kayalarda parçalanır; al at çalılardan geçemez; fakat doru atın elinden kurtulmanın imkânı yoktur. Onu da ancak bir hile ile, terli terli suyun içinde bir an durdurmak suretiyle çatlatırlar. Renklerin böyle hususiyet ve ehemmiyetleri, Türk destanlarında meşhurdur. (BOROTAV, 2009, s. 101)

Yukarıda bahsettiğim rivayetlerden en çok Azerbaycan ve Özbek varyantları Köroğlu Destanına benzemektedir. Özbek varyantlarında Köroğlu’nun oğlu Gavaz Özbek ülkesini yöneten hükümdar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu varyant daha çok aşk-kahramanlık konular çevresinde oluşmuştur.

          Azerbaycan da ise Köroğlu Destanı on altı meclisten oluşur. Birinci meclis Ali Kiş aslında Köroğlu’nun babasıdır. İstanbul’daki hükümdarının at bakıcısıdır. Hükümdar Ali Kiş’ in gözünü oyar ve onu kör eder. Onun oğlu olan Ravşan bu yüzden körün oğlu olarak adlandırılır. O dönemden sonra herkes çocuğun düşmanı olmuş Köroğlu sürekli hasımlarına karşı mücadele vermek zorunda kalmıştır. (GUMAROVA)

Köroğlu Orta Asya’da farklı şekillerde kaleme alınsa da at motifi ve diğer motifleri benzerlik göstermektedir. Köroğlu Destanın  da Azerbaycan ve özellikle içerisinde Türkmen ve Özbek destanlarından mitolojik öğeler ve masal unsurları çokça görülmektedir. Destanın İstanbul, Anadolu ve Gagavuz versiyonlarında at yetiştiriciliği , deneyim unsurları ve hayata dair gözlemler yer almaktadır.

Atın destanda özel yere sahip olması, Köroğlu’nun adeta gözü, kanadı ve süt kardeşi gibidir.


Kaynakça

ASLAN, E. (2006). “Türk Destanlarının Oluşumunu ve Tematik Örgüsünü Belirleyen Önemli Tip ve Motifler. VII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi (s. 99,100). Gaziantep: Henüz Basılmamış.

ATALAY, B. (1986). Divan-ü Lûgat-it-Türk Tercümesi. ANKARA.

BOROTAV, P. N. (2009). KÖROĞLU DESTANI. İSTANBUL: KIRMIZI YAYINLAR.

ÇINAR, Y. D. (2004). Türk Destanlarında Alp Tipi At. (D. D. Emeksiz, Dü.) MİLLİ FOLKLOR, 7(56). 14 tarihinde alındı

ÇORUHLU, Y. (1999). TÜRK MİTOLOJİSİ'NİN ABC'si. İSTANBUL: KABALCI YAYINLARI.

ÇORUHLU, Y. (tarih yok). Türk Sanatında Görülen Hayvan Figürlerine “Gök ve Yer” Sembolizmi Açısından Bir Bakış. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi(87).

ÇUFADAR, N. (2019). Köroğlu Destanı’nda atın mitolojik göstergeleri. Rumelide Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi.

Demiri, K. (2001). Hayatü'l Hayevan,Havas ve Esrarı. (R. Serin, Çev.) İSTANBUL: Pamuk Yayıncılık.

Elçin, P. D. (1963). TÜRK DESTANLARINDA TİPLER. (Y. D. YARDIMCI, Dü.) Milli Tetebbûlar Mecmuası, 162.

EMEKSİZ, D. D. (2016). DEDE KORKUT'un PALTOSU. İSTANBUL: BOĞAZİÇİ YAYINLARI.

GUMAROVA, M. (tarih yok). KÖROĞLU DESTANI.

İNAN, A. (1992). TÜRK DESTANLARI, TÜRK DÜNYASI EL KİTABI 3. ANKARA.

KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS ve ŞOR DESTANLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. 28.

KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS, ve ŞOR DESTANŞLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. KIRŞEHİR: AHİ EVREN ÜNİVERSİTESİ,SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ.

KARAKURT, D. (20011). Türk Söylence Sözlüğü: Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük.

KARAKURT, D. (2012). TÜRK MİTOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ,Türk Söylence Sözlüğü. e-kitap.

KÖPRÜLÜ, M. F. (1966). EDEBİYAT ARAŞTIRMALARI 1.

ÖZKARTAL, Y. D. (24). TÜRK DESTANLARINDA HAYVAN SEMBOLİZMİNE GENEL BİR BAKIŞ (DEDE KORKUT KİTABI'NDAN ÖRNEKLER). MİLLİ FOLKLOR(94), 67.

R.MOLLOV. (1957). Köroğlu, Sofya: Narodna Prosveta.

SEYİDOĞLU, B. (1996). MİTOLOJİK DÖNEMDE AT,Umay Günay Armağanı. ANKARA.

TURGUNBAYER, C. (tarih yok). TÜRK DÜNYASI DESTANLARINDA ORTAK MOTİFLER ÜZERİNE. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi (24).

 

Bibliyografya

            ASLAN, E. (2006). “Türk Destanlarının Oluşumunu ve Tematik Örgüsünü Belirleyen Önemli Tip ve Motifler. VII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi (s. 99,100). Gaziantep: Henüz Basılmamış, ATALAY, B. (1986). DİVAN-Ü LÛGAT-İT-TÜRK TERCÜMESİ. ANKARA, BOROTAV, P. N. (2009). KÖROĞLU DESTANI. İSTANBUL: KIRMIZI YAYINLAR, ÇINAR, Y. D. (2004). Türk Destanlarında Alp Tipi At. (D. D. Emeksiz, Dü.) MİLLİ FOLKLOR, 7(56). 14 tarihinde alındı, ÇORUHLU, Y. (1999). TÜRK MİTOLOJİSİ'NİN ABC'si. İSTANBUL: KABALCI YAYINLARI, ÇORUHLU, Y. (tarih yok). Türk Sanatında Görülen Hayvan Figürlerine “Gök ve Yer” Sembolizmi Açısından Bir Bakış. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi(87),ÇUFADAR, N. (2019). Köroğlu Destanı’nda atın mitolojik göstergeleri. Rumelide Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Demiri, K. (2001). Hayatü'l Hayevan,Havas ve Esrarı. (R. Serin, Çev.) İSTANBUL: Pamuk Yayıncılık, Elçin, P. D. (1963). TÜRK DESTANLARINDA TİPLER. (Y. D. YARDIMCI, Dü.) Milli Tetebbûlar Mecmuası, 162, EMEKSİZ, D. D. (2016). DEDE KORKUT'un PALTOSU. İSTANBUL: BOĞAZİÇİ YAYINLARI, GUMAROVA, M. (tarih yok). KÖROĞLU DESTANI, İNAN, A. (1992). TÜRK DESTANLARI, TÜRK DÜNYASI EL KİTABI 3. ANKARA, KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS ve ŞOR DESTANLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. 28, KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS, ve ŞOR DESTANŞLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. KIRŞEHİR: AHİ EVREN ÜNİVERSİTESİ,SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, KARAKURT, D. (20011). TÜRK SÖYLENCE SÖZLÜĞÜ: TÜRK MİTOLOJİSİ ANSİKLOPEDİK SÖZLÜK, KARAKURT, D. (2012). TÜRK MİTOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ,Türk Söylence Sözlüğü.e-kitap, KÖPRÜLÜ, M. F. (1966). EDEBİYAT ARAŞTIRMALARI 1, ÖZKARTAL, Y. D. (24). TÜRK DESTANLARINDA HAYVAN SEMBOLİZMİNE GENEL BİR BAKIŞ (DEDE KORKUT KİTABI'NDAN ÖRNEKLER). MİLLİ FOLKLOR(94), 67, R.MOLLOV. (1957). Köroğlu, Sofya: Narodna Prosveta, SEYİDOĞLU, B. (1996). MİTOLOJİK DÖNEMDE AT, Umay Günay Armağanı. ANKARA, TURGUNBAYER, C. (tarih yok). TÜRK DÜNYASI DESTANLARINDA ORTAK MOTİFLER ÜZERİNE. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi (24).







Yorumlar

Popüler Yayınlar