Bu Blogda Ara
Edebiyat ve sanatın merceğinden filmlere ve antik dünyanın izlerine uzanan kişisel bir keşif...
Öne Çıkan Yayın
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
KÖROĞLU DESTANI' NDA AT MOTİFİ - KIR- AT İNCELEMESİ
Bu yazımda bir destanın incelemesini yapmaktan da öte destan kahramanıyla özdeşleşen atın ,Kır-at'ın (at motifinin) tahlilini yapacağım..
Tarih boyunca at; destan,
efsane ve halk hikayelerinde değişik şekillerde ortaya çıkmıştır. Türk kültür
ve tarihinde at motifi mitolojik olarak farklı şekillerde sembolize
edilmektedir. Geçmişten günümüze insanlar göçebe bir yaşam sürerek ulaşımı,
iletişimi ve kültürün aktarımını da atlar sayesinde sağlamaktadırlar. Bu yüzden
at hem destan kahramanları için hem de halk için önemli bir konuma sahiptir. At
kahramana kötü bir şey geldiğinde hisseder, onu kötülüklerden korur.
Kahramanlık gösteren bu atlardan birisi de alp attır.
Devenin Arap için önemi ne ise atın
da Türk için önemi odur. Destanlardaki alp kişi destan içindeki kaderini sahibi
bulunduğu atla birlikte yaşar. Destan kahramanının yanında yer alan at, bütün
Türk destan rivayetlerinde olağanüstü özelliklere sahip olarak su ruhundan
türer. Türkler, atların denizden çıkan, dağdan inen ya da gökten, rüzgârdan,
mağaradan gelen kutsal aygırlardan türediğine de inanırlardı.’’
Özellikle şaman
kültüründe yapılan yuğ ayinlerde, toplum tarafından saygı duyulan kişi öldüğünde
atı yakılarak yanına gömülür, kaldığı çadır etrafında yedi kere tur, at
üzerinde atılırdı. Bazı durumlarda kahraman atı ile aynı konumda zikredilir ve
atını yanından ayırmazdı. Çünkü aralarında özel bir bağa sahiptiler.[1]
Günümüzde Anadolu
bozkırlarında ve yerleşim yerlerinde ortaya çıkan ve bu mezarlarda insan
iskeletlerinden hariç at kemiklerinin de bulunması bu bağın kanıtı
niteliğindedir.
Şamanist törenlerde at, Şaman’ın
gökyüzüne çıkacağı bineği ve kurban hayvanı olarak önem kazanmıştır. Şaman at
yardımıyla yeraltına ya da öteki dünyaya geçebildiğinden, ölümünde sembolü
olduğu için çoğu kez kanatlı olarak düşünülmüştür.
Şamanlar dünyayı üç
katmanlı olduğuna inanmış ; yeraltı, yeryüzü ve gökyüzünün oluşumuyla evrenin
tek bir katmandan oluşmadığını savunmuşlardır. Törenlerde şaman kötü ruhları
korkutmak amacıyla elinde sopa bulundurur ve bu sopanın ucunda da ak atın
kılları bulunurdu.. At, mitolojik anlatılarda ölümü, diğer dünyaya geçişi
temsil ederdi. Törenlerde ayinin yöneticisi olan şaman gibi atlarda dünyalar
arası geçiş yapabilir ve kahramanını kurtarabilirdi. Atlar da Tanrı’nı katına
ulaşmış, onu hissedebilmiştir bu yüzden anlatılar kalıcılığını halen
korumaktadır.
Şamanlar ritüellerine son
derece bağlı, inanışlarına göre yaşayan topluluklardır. Tengri’ye karşı sunulan
kurbanlardan biri de atlardır. Kurbanın ruhunun Ülgen’e ulaşabilmesi için önce
katmanlar arası yolculuk etmesi gerekmektedir ve daha sonra Şaman yardımıyla
Tanrı’ya oluşur. Yapılan bu ayinler sayesinde dünyanın düzeni aynı şekilde
muhafaza edilmiş olur.
Terimsel anlamı ise ‘kutlu hayvan’
demektir. Biyolojik olarak, dört ayaklı bir yük ve binek hayvanıdır. Argan,
Kulan , Tarpan gibi yabani türleri bulunur. Pek çok Türk topluluğunda ekonomik
ve sosyal açısından çok büyük önemi vardır. At eski türk edebiyatında bir
insanın kimliği gibidir.
Türk destanlarında
avcılık, akıncılık önemli bir meziyet olup insanların hayat tarzlarını
yansıtmaları (atlı göçebe kültürü) ve yaşamlarının devamı için gereklidir. Burada at hem cesareti
temsil ederken, her kabilede bulunması gereken bir ongundur. Kahraman küçük
yaştan itibaren avlanmaya başlar ve at her zaman yanındadır. ‘’Türklerde alp
tipi atın varlığı Türk tarihinin yazılı en eski belgelerine dayanır. Bu
belgelerin başında Köktürk yazıtları ve Divan-ü Lügati’t Türk gelmektedir.
Alpin en büyük yardımcısı ve destekçisi atıdır.’’
Köroğlu Destan’ında kahramanın
yardıma ihtiyaç duyduğunda, gücü yetmediği durumlarda atı olağanüstü
özellikleriyle, sahibinden üstün olduğu da destanda görülmektedir. Her ne kadar
kahramana kut verildiğine inanılsa da(şaman kültüründe) , atın da (hayvanın) özel
güçleri vardır. Zamansal olarak geçiş yapabilir, kahramanı kendi zamanına geri
getirebilir. Rüzgardan yaratıldığı için kuştan bile iyi uçar, düşmanın
tehlikesini hissettiğinde renk değiştirme özelliğine sahiptir. ‘’Tanrı katına
ulaşabilen bir hayvan olma niteliği ata kutsal bir değer kazandırır. İnsanı
cennete ulaştıracak yolu da at bilmektedir.’’ (Seyidoğlu, 1996: 55)
Orta Asya’daki Astana Mezarlığı’nda
bulunmuş ipek bir kumaş üzerindeki tasvirde hayat ağacının iki yanında kanatlı
atların yer alması, atın kutluluğunu ve cennetin yolunu bildiğini ifade eder.’’
(Çoruhlu, t.y: 24)
Bu görüşü destekleyecek olan diğer
bir görüş ise Hz. Ali’nin bir hadisinde, atın Allah (CC) tarafından ‘’kıble rüzgarı ( Poyraz)’’ndan yaratılıp
yeryüzüne indirildiği belirtilmektedir.’’
Türkler aynı zamanda
atlar arasında yarışlar düzenleyerek, boyun önderliğini ön plana çıkarabilirdi.
Kazanan kişi kabileler arası lider konumda yer alarak boyunu onurlandırırdı.
Kabileler arasında çıkan savaş ve çatışmaların bir nedenini de atın kutsallığı
oluşturmaktaydı. Bu yarışlarda taraflar birbirleri üzerinde birtakım hilelere
başvurduklarında , kahraman bu tuzaklardan atını kurtarmayı başarırdı.
Türklerin ata verdiği önemin sebebini
Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lûgat-it-Türk adlı eserinde şu sözlerle ifade eder: “At, Türk’ün kanadıdır.” Yine başka bir
yerde “Kuş kanatın, er atın” (Atalay,
1986: 34-35, 48-49) demektedir.’’
‘’Türk halklarının
destanlarında alp tipi atlar doğdukları andan itibaren olağandışı özelliklere
sahiptirler. ‘’Bunların bazılarının kuyruğu ve yelelerinde kılıç ve hançer
vardır, tırnakları demirdendir. Kaza Tuva ve Altay Türklerinin epik
destanlarında kahramanların atlarının ayaklarında , yele ve kuyruklarında kılıç
vardır ve bunlar kılıç gibi keskindir. Bu tip atlar , düşman veya atına yok
edici darbeyi vururlar.’’
İslamiyet öncesi ve
İslami dönem Türk Destanlarına bakılacak olursa atın insanlar arasında kutsal
kabul edilmiştir.
Buna örnek
oluşturabilecek Muhammed’in miraca çıkarken ki atı olan Burak’tır.
Kutlu atlar Güneş diyarından
geldiklerine inanılır. Sudan çıkmaları yaygındır ve farklı bir özelliktir.
Türklere göre atlar güneşten yeryüzüne inmiş varlıklardır.(URL: Türk Mitoloji
Ansiklopedisi, Karakurt,2012)
Destanlarda atların
olağanüstü özelliklere sahip olması, kahramanın Tanrı tarafından kut aldıktan
sonra dünyaya gönderildiklerinde ona bahşedilen görevi başarıyla ulaşabilmesini
sağlamak için gereklidir.
Ortaya çıkan bu
olağanüstü güçler destandan destana farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir.
Örneğin Üç Kulaktu Ay-Kara At destanında atın pışkırmaları sonucu
gerçekleşmektedir.
“Üç
kulaklı Ay-kara at
Durup,
pışkırdı,
Tuz
gibi sis yayıldı,
Gece
karanlığı çöktü…’’
Bu dizelerde görüleceği
üzere atın pışkırması sonucu gökyüzünü karanlığın sardığı ve sisin çöktüğü
görülmektedir.
En eski yazılı
metinlerden biri olan Orhun kitabelerinde Kül Tigin’in atı Alp Salçı’dır.
Sadece bir attan da öte o dönemlerde yaşanan savaşlarda silah arkadaşı
konumundadır.
Manas destanında , manasın zehirlenmesiyle atı
Ak Kula sayesinde yaşama dönmüştür. Manas’ın aynı günde doğmuş olan ve
Senin yağız kısrağının
Bugün savaş atı doğacak
Bugün sözü edilen aziz
zat budur,
Kaplan Manas senin
evladındır.
Savaşlarda bineceği atı budur”
(Camgırçıyeva 1995:46) şeklinde anlatılan “Akkula”sı, Kambar Batır”ın “Kara
Kaska Culdız”ı vardır. “Alpamış” destanında da başkahraman, bineceği atıyla
aynı gün doğar. Manas’ın atı Akkula, Alpamış’ın Bayçibar, Köroğlu’nun Kırat'ı,
Koblandı’nın Tayburul’u sahipleri gibi üstün özelliklere sahiptir.’’
Manas’ın Ak-kula’sı, kahramanın
ölümünden sonra mezarını beklemiş ve insan gibi konuşmuştur. Birçok Türk
destanında görüldüğü üzere atların yalnızca tek bir özelliği yoktur. Her bir
destanda farklı bir özellikleri ortaya çıkmaktadır. Sihir yapabilme, şekil
değiştirme, uçabilme, hız, güç ve konuşma bu olağanüstülükler çerçevesi içinde yer
alır.
Yakut Türklerine ait olan
diğer bir destansa Er Sogotoh destanıdır. Bu destanda kahraman güneye doğru
yolculuk ederken önüne bir ırmak çıkması sonucu karşıya geçemez ve sarı atının
yardımıyla ırmağın üzerinden uçarak karşıya geçtiği anlatılmaktadır.
Kanatlı at “Tulpar” da bunlardan biridir.
“Tulpar”ın Yunan Mitolojisindeki karşılığı “Pegasus”tur. Kanatlarının olması,
gökyüzünden gelmesi, insanlara yardım ederek onları kurtarması gibi
özelliklerinden dolayı üst dünyaya ait olduğu ileri sürülür. Bununla birlikte
“at” üç dünyada da rastlanan bir varlıktır. Üst dünyada kanatlı Tulpar, orta
dünyada bozkır atı, alt dünyada ise yarı yılan vücutlu olarak karşımıza çıkar.
Eski dönemlerden
günümüze(mitolojik) İslami öğeler çerçevesinde Türk kültürünün izler azalmamış
bilakis artış göstermiştir. Özellikle at motifi İslami dönemde de ilgi çekmeye
devam etmiştir. Battalname, Danişmendname ve Saltukname gibi İslami dönem
destanlarında yer almaya devam etmektedir.
Oğuz Türklerinin en eski
hikayelerinden oluşan Dede Korkut’a baktığımız zaman bir bölümünde:‘’Kazan
sorar: “Hüner atın mıdır, erin midir?”, “Han’ım, erindir.” derler. Kazan Han,
“Yok, at işlemese er öğünmez. Hüner atındır der.’’ (İnan, 1992: 17)
Selçuklu Döneminde at
motifi Mete Han ve Çinliler arasında da söz konusu olmuştur. Mete Han’ın babası
öldükten sonra Mete, atı Çinlilerden geri ister. Önemli olmasının bir nedeni de
herkesten üstün bir hıza sahip olmasıdır.
Hamzaname’deki Anadolu sahasındaki insanlar tarafından
tanınan at, Aşkar daha sonraki yıllarda Seyyid
Battal Gazi ve Sarı Saltuk’un atı olarak önümüze çıkar. destanında atı Aşkar
bir mağarada ruhlardan oluşmuştur. Hz. Hamza’nın Div- Zad Aşkarı ölümsüzlük
suyundan içtikten sonra Hz. Ademden Aleyhisselam’ dan beri yaşadığına inanılır.
Aynı zamanda bu atın Kabe’yi tavaf edip , mağarada yaşadığına inanılır. Bunun
dışında sahibiyle konuşur , havada uçar
ve sahibini koruma özelliklerine sahiptir.
KÖROĞLU DESTANI AT
MOTİFİNİN KONUMLANIŞI
Köroğlu’nun Zuhuru..
Köroğlu Destanı’nda at
motifinin(dor ve kır at) ortaya çıkmadan önce onun gelişimini hazırlayan
birtakım olaylar zuhur etmiştir.Ana olaylar bu iki at üzerinde
şekillenmektedir. Bolu Bey’inin o dönemin hatırı sayılır kişilerinden olan Ürüşen babadan iki tane eşi benzeri
bulunmayan at istemesiyle başlar. Ürüşen babanın Anadolu’ya seyahati böylelikle
başlar. Gözlemler, iyi atın nasıl, nerede olabileceğini düşünür. Karşısına iki
tane at çıkar. Dor ve kır at sürekli olarak beraber vakit geçirmekte,
birbirinden ayrı kalmamaktadır. Ürüşen baba bir altına Dor atı alır, satıcının
bu atların kıymetini bilmediğini düşünür , çevresindekilerin istekleriyle
pazarlık yaparak yanına kır atı da alır. Ve ülkesine dönüş yolunu tutar. Bolu
Bey’inin huzuruna çıktığında iki atı da padişaha takdim eder fakat Bey
küçümseyici ve hiddetli bir tavır takınarak Ürüşen babanın gözlerine mil çekme
emri verir. Bolu Bey’i yaptığını telafi amaçlı günde üç öğün yemeğini karşılama
sözü verir. Ürüşen baba evine vardığında oğlu Ali de artık körün oğlu olmuştur
, kaybettiği iki gözünü oğluna iki at bahşederek telafi eder. Dor ve Kır at
diğer atlardan farklı ve özeldir. Mucizevi güçlerin ortaya çıkması için zaman,
sabır ve meşakkatli bakım Ali’yi beklemektedir. Zindan karanlığında günde iki
kere tımar edilecek, yem verildiği vakit zinhar arkaya dönüp bakılmayacaktır.
Aradan zaman geçer Garlongoç uşakları artık bir parça yemek yüzü
göstermemektedir. Bunu öğrenen Ürüşen baba tarlayı sürdürmek ve atlarını artık
test etmek ister. Sabahın ilk ışıklarının kanadını kırdığı için birinci gün Dor
at sınavı geçememiştir. Diğer gün kır at tarlaya girmek istemez, asidir ve de
çok güçlü bir ata dönüşmüştür. Ürüşen baba kır atı oğluna bırakarak , kendisinin
intikamını almasını ister. Ali artık Köroğlu olarak etrafında nam salacak, bir
yandan düşmanlarından kaçarken bir yandan da yeni dostluklar edinecektir.
‘’Köroğlu’nun sadık dostu
olarak gördüğü Kırat’ı uçabilmekte, tehlikeleri önceden sezerek sahibini zor
durumlardan kurtarmaktadır .‘’
Köroğlu babasının sözüne
kırk gün riayet edip iki atı da karanlık yerde beslemesi bakımını yapması
gerekmektedir ama Köroğlu merakından bu söze kırkıncı gün uymayarak güneş
ışığının Dor atın bir kanadını kırmasına neden olur. Diğer atın kanatları ise
ışıl ışıl parlamaktadır. Tüm bu mucizelerin asıl sebebi atların kutsal varlık
olmalarından ileri gelmektedir.
Köroğlu’nun “Kırat”ı da
su menşeli olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu’dan derlenen Köroğlu
kollarında bu husus özellikle vurgulanır. Pertev Naili Boratav, Köroğlu’nun
atının menşei konusunda şunları söyler:
“Köroğlu’nun atı,
sudan çıkan bir aygırın, at sürüsü içinde bir kısrağa aşmasından doğmuştur.
Paris rivayetinde bu, Amuderya’dan çıkan bir aygır diye tasrih edilmektedir.
Müderris Zeki Velidi Bey’in derslerinde kaydettiğine göre: Amuderya’nın
kollarından ‘Vahş’ havzasında, Rusta-Bik mevkiinde sudan çıkmış atlar hakkında
hikâyeler vardır; bu çok eskiden beri söylenmektedir. Köroğlu’nun Tobol
rivayetinde de Kır At sudan çıkan bir atın tayıdır; fakat buna burada Tulbar
denilmektedir. Tulbar ismi de Türk destanlarında efsanevi, necip atlara verilen
isimdir (Boratav, 1984: 66).
Köroğlu
destanın Orta Asya rivayetlerinde de Kırat -Türkmen rivayetinde olduğu gibi-
bir su kulunu ile bir su aygırının birleşmesinden doğmuştur.’’ (Özkan, 1997:
230)
Köroğlu destanında
Kırat’ın sudan oluştuğu görüşlerinin yanında çölden geldiği inanışı da vardır.
Dayanıklı oluşu Erzincan’ın yakınlarında bir kule inşa edişi ve uçarak Köroğlu
ile kuleye yalnız atı ile kendisinin girebilmesi onları hem üstün hem de güçlü
birer ikili yapmaktadır. ‘’Köroğlu’nun ölümünde Kır At, bir insan gibi yas
tutmuş kırk gün yem yememiştir.’’
Bir insan öldüğü zaman
arkasından yas tutma adeti yalnız insanlarda değil hayvanlarda da vardır. Bu da
onları duyguları olan, hislerini dışa vuracak kabiliyette olduklarını
göstermekte, normal olarak dünyaya gelmiş hayvanlardan farklarını ortaya
koymaktadır.
Kıratla ilgili birçok rivayet meydana
gelmiştir. Değişik olağanüstü özeliklere sahiptir. Bunlar; en yüksek surlardan
kolaylıkla geçmesi, kanatları sayesinde dünyalar arası seyahat etme yeteneğine
sahiptir, Köroğlu ile mistik bir ilişkisi vardır, dilini anlar onu kötülüklere
karşı uzak tutar. Bu rivayetlerden Bulgaristan- Sofya, İstanbul, Paris, Huruflu
ve Anadolu olmak üzere birçok anlatımı vardır ve her anlatıda Kırat’ın farklı
bir özelliği gün yüzüne çıkmaktadır.
Bulgaristan rivayetinde
Hasan Bey bölümünde Kır atın tırnaklarına çamur dokunmadığını anladığında ,atın
hazır olduğunu ,gizlediği sırrı oğluna anlatmaya karar verir.
Şimdi ata bin, Aras nehrine git. Hiç
uyumadan, üç gün üç gece bu suyu bekle. Su Bingölden üç köpük getirecek; birisi
yeşil, diğeri koyu, üçüncüsü sarı köpük. Bunları bir kap içine al, bir kısmını
sen iç, bir kısmını da bana getir”, der. Ruşen Ali Aras nehrine gider.
Babasının dediklerini yapar, köpüklerin yarısını içer, yarısını bırakır ve
kendi kendine “Babam ihtiyar ve iki gözden mahrum bir adam, bunu içip de ne
yapacak?”, der ve Kırat’ına içirir. Sonra babasına köpükleri tutamadığını
söyler. Babası: ”O suyun yarısını da bana getirseydin elbette benim de sana bir
faydam dokunurdu...O sudan içmek bizim nasibimiz değilmiş...Şimdi sen de baba
yiğit bir delikanlı oldun...Kırat’ına bin benim intikamımı alıncaya kadar
döğüş... der.
Kırat ve Köroğlu’nun
amaçları ,babasının gözlerinin kör olmasıyla birlikte o ihaneti sahiplerine
geri ulaştırmak olmuştur.
Huluflu rivayetinde esir
tutulan Kırat, satılmak uğruna kör ve topal taklidi yapar. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ’
O bir tılsımdır.’ Der Kır ata. O
olmadan Köroğlu yaşayamaz, kedere gömülür, arkasından lirik şiirler yakar,
acısını dindiremez ‘’Kır atın çalınması
‘’ bölümünde ise Köroğlu’nun mertliği gitmiş yerine huysuz bir değirmenci olup
değirmende yaşaması , müşterilerin getirdiği tahıllarla karnını ve Doratı
doyurabilmesi , hal ve hareketlerinin gidişatını bilemeyen bir adama
dönüşmüştür. Gece rüyasında Kıratına kavuştuğunu görerek eski mertliğine geri
döner.
Moğollar ve Türkler
arasında at tanınan ve sürekli kullanılan bir hayvandır. Atların sadece
‘don’una’ ya da fiziksel özelliklerine
göre isim verilmez. Türkler renklerine göre de atlara isimler verirdi. Kır atta
rengine gör isimlendirilmiştir ve mutluluğu sembolize etmektedir.
Renge göre at tefrik ve temyiz
edilir. Elâzığ rivayetinde ve bazı rivayetlerde Köroğlu’nun ve babasının,
arkalarından gelen at kırdır; firariler atlarını çamura salarlar; takip edilen
kır at çamurdan çıkamaz. Bu kır atların bir hususiyetidir. Yağız at kayalarda
parçalanır; al at çalılardan geçemez; fakat doru atın elinden kurtulmanın
imkânı yoktur. Onu da ancak bir hile ile, terli terli suyun içinde bir an
durdurmak suretiyle çatlatırlar. Renklerin böyle hususiyet ve ehemmiyetleri,
Türk destanlarında meşhurdur.
Yukarıda bahsettiğim
rivayetlerden en çok Azerbaycan ve Özbek varyantları Köroğlu Destanına
benzemektedir. Özbek varyantlarında Köroğlu’nun oğlu Gavaz Özbek ülkesini
yöneten hükümdar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu varyant daha çok
aşk-kahramanlık konular çevresinde oluşmuştur.
Azerbaycan da ise Köroğlu Destanı on
altı meclisten oluşur. Birinci meclis Ali Kiş aslında Köroğlu’nun babasıdır. İstanbul’daki
hükümdarının at bakıcısıdır. Hükümdar Ali Kiş’ in gözünü oyar ve onu kör eder.
Onun oğlu olan Ravşan bu yüzden körün oğlu olarak adlandırılır. O dönemden
sonra herkes çocuğun düşmanı olmuş Köroğlu sürekli hasımlarına karşı mücadele
vermek zorunda kalmıştır.
Köroğlu Orta Asya’da
farklı şekillerde kaleme alınsa da at motifi ve diğer motifleri benzerlik
göstermektedir. Köroğlu Destanın da
Azerbaycan ve özellikle içerisinde Türkmen ve Özbek destanlarından mitolojik
öğeler ve masal unsurları çokça görülmektedir. Destanın İstanbul, Anadolu ve
Gagavuz versiyonlarında at yetiştiriciliği , deneyim unsurları ve hayata dair
gözlemler yer almaktadır.
Atın destanda özel yere
sahip olması, Köroğlu’nun adeta gözü, kanadı ve süt kardeşi gibidir.
Kaynakça
ASLAN,
E. (2006). “Türk Destanlarının Oluşumunu ve Tematik Örgüsünü Belirleyen
Önemli Tip ve Motifler. VII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi
(s. 99,100). Gaziantep: Henüz Basılmamış.
ATALAY, B. (1986). Divan-ü Lûgat-it-Türk
Tercümesi. ANKARA.
BOROTAV, P. N. (2009). KÖROĞLU DESTANI.
İSTANBUL: KIRMIZI YAYINLAR.
ÇINAR, Y. D. (2004). Türk Destanlarında Alp Tipi At.
(D. D. Emeksiz, Dü.) MİLLİ FOLKLOR, 7(56). 14 tarihinde alındı
ÇORUHLU, Y. (1999). TÜRK MİTOLOJİSİ'NİN ABC'si.
İSTANBUL: KABALCI YAYINLARI.
ÇORUHLU, Y. (tarih yok). Türk Sanatında Görülen
Hayvan Figürlerine “Gök ve Yer” Sembolizmi Açısından Bir Bakış. Türk
Dünyası Araştırmaları Dergisi(87).
ÇUFADAR, N. (2019). Köroğlu Destanı’nda atın
mitolojik göstergeleri. Rumelide Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi.
Demiri, K. (2001). Hayatü'l Hayevan,Havas ve
Esrarı. (R. Serin, Çev.) İSTANBUL: Pamuk Yayıncılık.
Elçin, P. D. (1963). TÜRK DESTANLARINDA TİPLER. (Y.
D. YARDIMCI, Dü.) Milli Tetebbûlar Mecmuası, 162.
EMEKSİZ, D. D. (2016). DEDE KORKUT'un PALTOSU.
İSTANBUL: BOĞAZİÇİ YAYINLARI.
GUMAROVA, M. (tarih yok). KÖROĞLU DESTANI.
İNAN, A. (1992). TÜRK DESTANLARI, TÜRK DÜNYASI EL
KİTABI 3. ANKARA.
KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS ve ŞOR
DESTANLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. 28.
KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS, ve ŞOR
DESTANŞLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. KIRŞEHİR: AHİ EVREN
ÜNİVERSİTESİ,SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ.
KARAKURT, D. (20011). Türk Söylence Sözlüğü: Türk
Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük.
KARAKURT, D. (2012). TÜRK MİTOLOJİ
ANSİKLOPEDİSİ,Türk Söylence Sözlüğü. e-kitap.
KÖPRÜLÜ, M. F. (1966). EDEBİYAT ARAŞTIRMALARI 1.
ÖZKARTAL, Y. D. (24). TÜRK DESTANLARINDA HAYVAN
SEMBOLİZMİNE GENEL BİR BAKIŞ (DEDE KORKUT KİTABI'NDAN ÖRNEKLER). MİLLİ
FOLKLOR(94), 67.
R.MOLLOV. (1957). Köroğlu, Sofya: Narodna
Prosveta.
SEYİDOĞLU, B. (1996). MİTOLOJİK DÖNEMDE AT,Umay
Günay Armağanı. ANKARA.
TURGUNBAYER, C. (tarih yok). TÜRK DÜNYASI DESTANLARINDA ORTAK MOTİFLER ÜZERİNE. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi (24).
Bibliyografya
ASLAN,
E. (2006). “Türk Destanlarının Oluşumunu ve Tematik Örgüsünü Belirleyen Önemli
Tip ve Motifler. VII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi (s.
99,100). Gaziantep: Henüz Basılmamış, ATALAY, B. (1986). DİVAN-Ü LÛGAT-İT-TÜRK TERCÜMESİ. ANKARA, BOROTAV, P. N.
(2009). KÖROĞLU DESTANI.
İSTANBUL: KIRMIZI YAYINLAR, ÇINAR, Y. D. (2004). Türk Destanlarında Alp Tipi
At. (D. D. Emeksiz, Dü.) MİLLİ FOLKLOR, 7(56). 14 tarihinde alındı, ÇORUHLU, Y. (1999). TÜRK
MİTOLOJİSİ'NİN ABC'si. İSTANBUL: KABALCI YAYINLARI, ÇORUHLU, Y.
(tarih yok). Türk Sanatında Görülen Hayvan Figürlerine “Gök ve Yer” Sembolizmi
Açısından Bir Bakış. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi(87),ÇUFADAR, N.
(2019). Köroğlu Destanı’nda atın mitolojik göstergeleri. Rumelide Dil ve
Edebiyat Araştırmaları Dergisi, Demiri, K. (2001). Hayatü'l
Hayevan,Havas ve Esrarı. (R. Serin, Çev.) İSTANBUL: Pamuk Yayıncılık,
Elçin, P. D. (1963). TÜRK DESTANLARINDA TİPLER. (Y. D. YARDIMCI, Dü.) Milli
Tetebbûlar Mecmuası, 162, EMEKSİZ, D. D. (2016). DEDE KORKUT'un PALTOSU. İSTANBUL: BOĞAZİÇİ
YAYINLARI, GUMAROVA, M. (tarih yok). KÖROĞLU DESTANI, İNAN, A. (1992). TÜRK DESTANLARI, TÜRK DÜNYASI EL KİTABI
3. ANKARA, KABA, A. (2011). ALTAY, TUVA, HAKAS ve ŞOR
DESTANLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME. 28, KABA, A. (2011). ALTAY,
TUVA, HAKAS, ve ŞOR DESTANŞLARINDA AT MOTİFİ ÜZERİNE BİR İNCELEME.
KIRŞEHİR: AHİ EVREN ÜNİVERSİTESİ,SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, KARAKURT, D.
(20011). TÜRK SÖYLENCE SÖZLÜĞÜ: TÜRK
MİTOLOJİSİ ANSİKLOPEDİK SÖZLÜK, KARAKURT, D. (2012). TÜRK MİTOLOJİ ANSİKLOPEDİSİ,Türk
Söylence Sözlüğü.e-kitap, KÖPRÜLÜ, M. F. (1966). EDEBİYAT ARAŞTIRMALARI 1, ÖZKARTAL, Y. D. (24). TÜRK
DESTANLARINDA HAYVAN SEMBOLİZMİNE GENEL BİR BAKIŞ (DEDE KORKUT KİTABI'NDAN
ÖRNEKLER). MİLLİ FOLKLOR(94), 67, R.MOLLOV. (1957). Köroğlu, Sofya:
Narodna Prosveta, SEYİDOĞLU, B. (1996). MİTOLOJİK DÖNEMDE AT, Umay
Günay Armağanı. ANKARA, TURGUNBAYER, C. (tarih yok). TÜRK DÜNYASI
DESTANLARINDA ORTAK MOTİFLER ÜZERİNE. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi (24).
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Efes Antik Kenti'nde Taşlara Dokunmak: Bir Gezginin Hissiyatı
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İNSAN ÖTEKİYLE VAR OLUR.. EDEBİYAT İSE İNSANLA..
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder