Bu Blogda Ara
Edebiyat ve sanatın merceğinden filmlere ve antik dünyanın izlerine uzanan kişisel bir keşif...
Öne Çıkan Yayın
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
9.000 Yıllık Bir Mirasın İzinde: Çatalhöyük’te "Ev", "Sanat" ve "Kutsal"ın Yeniden Keşfi
"1993 yılında kazı başkanlığını devralan Ian Hodder, burada "Refleksif (Düşünümsel) Arkeoloji" adını verdiği bir yöntem geliştirdi. Hodder'a göre arkeolojik veri, topraktan çıktığı an "objektif" bir bilgi değildir; onu yorumlayan arkeolog, kendi kültürel bagajıyla o veriyi şekillendirir.
"Konya Ovası’nın o kendine has, sarı ve uçsuz bucaksız düzlüğünde ilerlerken insan ister istemez V. Gordon Childe’ın o meşhur "Neolitik Devrim" kavramını düşünüyor. İnsanlık tarihinin en büyük kırılma noktalarından birinin yaşandığı; avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata, "tüketicilikten" "üreticiliğe" geçilen o sancılı ama muazzam eşikte duruyoruz.
Tez çalışmalarım sırasında sıkça üzerine düşündüğüm "kültürel mirasın sunumu" konusunu, dünyanın en önemli Neolitik yerleşimlerinden biri olan Çatalhöyük'te (UNESCO Dünya Miras Listesi) yerinde deneyimlemek istedim. Burası sadece eski kerpiç yığınları değil; insan zihninin evrimleştiği bir laboratuvar.
Müze alanına girdiğimde beni karşılayan "Bir Arkeoloğa Sor!" panosu, Çatalhöyük’ü diğer antik kentlerden ayıran en önemli özelliği yüzüme çarpıyor: Burası sadece kazılan değil, "yorumlanan" bir yer.Siz hiç 9.000 yıl öncesine ait bir evin eşiğinde durup, "Acaba burada yaşayan insanın korkuları benimkilerle aynı mıydı?" diye düşündünüz mü? Gelin, bu sorunun cevabını birlikte arayalım.
Hodder, bu metodolojiyi şöyle açıklar:
"Arkeolojik kazı, geçmişi olduğu gibi ortaya çıkarmak değil, geçmişle bugün arasında bir diyalog kurmaktır. Veriler, yorumcudan bağımsız konuşmazlar." (Hodder, I. The Leopard's Tale: Revealing the Mysteries of Çatalhöyük, 2006).
Bu tabelanın altında dururken şunu düşündüm: Müzelerde gördüğümüz o "kesin" bilgiler, aslında birer "yorum"dan ibaret olabilir mi? Tarih, belki de sadece kazananların değil, onu yorumlayanların yazdığı bir hikayedir.
2. Vahşi Olanı "Eve" Getirmek: Leoparlar ve Boğalar
Çatalhöyük evlerinin içine (ve müzedeki rekonstrüksiyonlara) baktığınızda, modern insanın "ev" algısını yerle bir eden bir detayla karşılaşıyorsunuz. Evler, dış dünyadan korunmak için yapılmış sığınaklar olsa da, içleri vahşi doğanın sembolleriyle dolu.
Duvarda gördüğünüz bu boğa başları (bukranion) ve vahşi hayvan kemikleri, sadece birer av hatırası değil. Arkeologlar buna "Domus" (Evcil/Ev) ve "Agrios" (Vahşi) arasındaki gerilim diyor. Çatalhöyük insanı, vahşi olanı (leoparı, boğayı) ehlileştirememiş olsa da, onun "ruhunu" veya "gücünü" evinin duvarına hapsederek sembolik bir kontrol sağlamaya çalışmış gibi görünüyor.
Bu detaya dikkatlice bakın. 9.000 yıl önce, henüz metal teknolojisinin olmadığı bir çağda, kile veya taşa bu ifadeyi verebilmek... Bu sadece zanaat değil, yüksek bir sanat algısıdır.
Evinizin duvarına bugün bir leopar postu veya boğa kafatası asar mıydınız? Yoksa modern insan olarak doğayı evimizden tamamen sterilize mi ettik?
3. "Ana Tanrıça" Miti ve Toplumsal Cinsiyet
Ve işte karşınızda arkeoloji dünyasının en büyük polemiklerinden biri: "Oturan Kadın" figürini.
Kazıları ilk başlatan James Mellaart, 1960'larda bu figürleri bulduğunda, Çatalhöyük'ün "Matriarkal" (Anaerkil) bir toplum olduğunu ve bir "Ana Tanrıça"ya taptıklarını iddia etmişti. Bu fikir, o dönemin feminist hareketleriyle de birleşince çok popüler oldu.
Ancak bilim, kendini düzelten bir süreçtir. Stanford Üniversitesi'nden Lynn Meskell ve Ian Hodder ekibinin güncel çalışmaları, bu romantik görüşü akademik verilerle sarsmıştır.
Meskell, bu konudaki eleştirisini şöyle dile getirir:
"Figürinlerin büyük çoğunluğu aslında hayvanları temsil eder. İnsan figürinlerinin ise çok azı belirgin cinsiyet özelliklerine sahiptir. 'Ana Tanrıça' yorumu, verilerin üzerine modern bir projeksiyondur." (Meskell, L. The Nature of the Beast: Curating Animals and Ancestors at Çatalhöyük, World Archaeology, 2015).
Dahası, bu gördüğünüz heybetli kadın figürini bir tapınakta değil, bir tahıl ambarının (Silo) içinde bulunmuştur. Bu da onun evrensel bir tanrıça olmaktan ziyade; bereketi, bolluğu temsil eden bir "tılsım" veya saygın bir "ata/büyükanne" olabileceğini gösteriyor.
Yani Çatalhöyük'te kadınlar güçlüydü, evet; ama bu güç hiyerarşik bir tanrıçalıktan ziyade, yaşamın içindeki üretimden ve yaşanmışlıktan geliyor olabilir.
4. Coğrafya Kaderdir: Obsidyen ve Ticaret
Çatalhöyük'ü anlamak için sadece evlerin içine değil, haritadaki yerine de bakmak gerekiyor.
Müzedeki haritada (fotoğrafta gördüğünüz gibi) Çatalhöyük'ün konumu tesadüf değil. Hemen yakınlarındaki (yaklaşık 130 km) sönmüş bir volkan olan Hasan Dağı, o dönemin "siyah altını" sayılan Obsidyen (volkanik cam) kaynağıydı. Çatalhöyük halkı, bu çok keskin taşı işleyip, günümüzün Suriye'sinden Ege kıyılarına kadar uzanan bir ticaret ağını yönetiyordu.
Bu harita, 9.000 yıl önce bile "küreselleşmenin" ilkel bir versiyonunun var olduğunu kanıtlıyor.
Duvardaki El İzleri
Çatalhöyük gezimden aklımda kalan en güçlü imge, ne o muazzam leopar figürini ne de karmaşık mimariydi. Aklımda kalan, binlerce yıl önce o kerpiç tuğlayı karan elin iziydi.
Akademik makaleler, karbon testleri ve stratigrafik analizler bize "nasıl" yaşadıklarını anlatıyor. Ancak oraya gidip, o evlerin (replika da olsa) içine girdiğinizde "neden" yaşadıklarını hissediyorsunuz: Bir arada olmak, vahşi doğaya karşı birbirine sokulmak ve hikayeler anlatmak için.
Bir tez öğrencisi ve bir gezgin olarak tavsiyemdir; yolunuz Konya'ya düşerse bu sessiz tepeye uğrayın. Belki siz de duvarlarda kendi hikayenizden bir parça bulursunuz.
Peki sizce, 9.000 yıl sonra bizim evlerimizden geriye ne kalacak? Ve bizi kazıyan arkeologlar, bizim için ne diyecek?
Kaynakça
Hodder, I. (2006). The Leopard's Tale: Revealing the Mysteries of Çatalhöyük. Thames & Hudson.
Meskell, L. (2008). "The Nature of the Beast: Curating Animals and Ancestors at Çatalhöyük". World Archaeology, 40(3), 373-389.
Mellaart, J. (1967). Çatal Hüyük: A Town in Anatolia. McGraw-Hill.
Yıldız, N. & Duru, G. (2019). "Neolitik Dönemde Bellek ve Mekan". Türkiye Bilimler Akademisi Dergisi.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
İNSAN ÖTEKİYLE VAR OLUR.. EDEBİYAT İSE İNSANLA..
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Efes Antik Kenti'nde Taşlara Dokunmak: Bir Gezginin Hissiyatı
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder