Bu Blogda Ara
Edebiyat ve sanatın merceğinden filmlere ve antik dünyanın izlerine uzanan kişisel bir keşif...
Öne Çıkan Yayın
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kızıl Toprağın Sessiz Fısıltısı: Erythrai
Yolculuğun ilk durağı, kentin girişine bir mühür gibi vurulmuş olan Antik Tiyatro. Çoğu antik kentte tiyatroya ulaşmak için uzun yollar katetmeniz gerekirken, Erythrai’de tarih sizi daha ilk adımda selamlıyor. Basamaklarında oturup denize baktığınızda, antik çağın o meşhur tragedyalarının neden hep bu mavi sonsuzluğa karşı sergilendiğini anlıyorsunuz. Taşlar vakur, deniz ise her zamanki gibi davetkâr.
Doğanın Hazinesiyle Tırmanmak
Tiyatronun gölgesinden ayrılıp kentin kalbi olan Akropol’e doğru tırmanışa geçtiğinizde, yol sizi sadece yukarıya değil, yaşayan bir botanik bahçesine götürüyor. Baharın tüm renkleri ve kokuları bu yokuşta saklı. Eğilip bir tutam yabani kekik kopardığınızda parmaklarınıza sinen o keskin koku, binlerce yıl önceki mutfakların bugüne sızan hatırası gibi. Kayaların arasına gizlenmiş yabani kuşkonmazlar, gümüşî yapraklarıyla adaçayları ve taptaze tereler eşlik ediyor adımlarınıza. Burası sadece bir "ören yeri" değil; toprağın her santiminden yaşam fışkıran bir kiler.
Zirvedeki Perspektif: Devlerin Avucunda Bir Şehir
Yokuşun sonunda, en tepeye ulaştığınızda ise zamanın katmanları bir kez daha şaşırtıyor insanı. Akropol’ün zirvesine kondurulmuş kilise kalıntısı, farklı inançların aynı tepede nasıl el sıkıştığının sessiz bir kanıtı. Ancak asıl büyüleyici olan, arkanızı kalıntılara dönüp aşağıya baktığınız an başlıyor.
Az önce içinden geçtiğiniz, dokunduğunuz o devasa kazı alanları artık tamamen ayaklarınızın altında. Bir harita gibi önünüze serilen kentin ızgara planı, taşların hiyerarşisi ve tarihin mimarisi... Tam o noktada, Ildırı limanındaki balıkçı tekneleri karınca kadar kalmış görünüyor gözünüze. Maviliğin üzerinde belli belirsiz hareket eden o minik noktalarla, altınızdaki devasa antik kalıntılar arasındaki o tezatlık; size zamanın büyüklüğünü ve insanın küçüklüğünü aynı anda hissettiriyor.
Neden Erythrai?
İnsanlar burayı neden görmeli? Sadece ücretsiz olduğu için mi? Hayır. Buraya gelmelisiniz çünkü burası adını toprağının renginden, "Erythros"tan (Kızıl) alır. Ve her şeyden önemlisi; burası antik dünyanın geleceği gördüğüne inanılan Sibyl’in (Kahin Kadın) evidir. Geleceği fısıldayan o gizemli kadının adımladığı bu tepede durmak, sadece geçmişe bakmak değil, bugünün telaşından sıyrılıp o geniş perspektifi görebilmektir.
Erythrai’den inerken cebinizde bir dal adaçayı, zihninizde ise o "karınca kadar kalmış" teknelerin huzuru kalıyor. Burası; yoran ama ruhu genişleten, bedava ama paha biçilemez bir zaman yolculuğu.
Bir Saç Telinden Örülen Kader
Bu kentin taşlarına sinmiş, pek az kişinin bildiği bir fedakârlık öyküsü var! Efsaneye göre, Fenike’den (Suriye taraflarından) gelen bir sal, üzerindeki Herakles heykelini kıyıya çekmek için Sakız Adası ve Erythrai halkı yarışa girer. Bir kâhin, heykeli sadece kadınların saçlarından örülecek bir halatla kıyıya çeken şehrin kazanacağını söyler. Erythrai’nin soylu kadınları saçlarına kıyamazken, şehirde yaşayan Trakyalı kadınlar tereddüt etmeden saçlarını kesip o halatı örerler. Heykel Erythrai’ye gelir; şehir o gün bir heykel kazanırken, kadınların bu bağlılığı tarihin tozlu sayfalarına altın harflerle yazılır.
Erythrai'deki kadınlar saçlarını kesmeyi reddetmişlerdi ama Trakyalı kadınlar saçlarını Herakles heykeli için feda ettiler. Sonuç olarak Trakyalı kadınların tapınağa girmesine izin verilirken, onların saçlarından yapılan bu ip ise Pausanias zamanında kutsal olduğu düşünüldüğü için yıllarca korunmuştu.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Karahantepe: Medeniyetin Şafağında Bir Kült Merkezi ve Arkeolojik Buluntularının Önemi
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Efes Antik Kenti'nde Taşlara Dokunmak: Bir Gezginin Hissiyatı
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder