Bu Blogda Ara
Edebiyat ve sanatın merceğinden filmlere ve antik dünyanın izlerine uzanan kişisel bir keşif...
Öne Çıkan Yayın
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Herkes 'Yapamazsın' Dedi, O Dünyayı Dolaştı: True Spirit
"True Spirit" (Gerçek Ruh), izlemeye başladığınız andan itibaren sizi içine çeken o nadir filmlerden. Bunu, sadece pembe bir yelkenliyle dev dalgalara meydan okuyan bir gencin fiziksel mücadelesini göstererek değil, çok daha derin bir yerden başarıyor. Film, bizi daha küçük yaşlarda kafasına dünyayı dolaşmayı koymuş bir kızın mücadeleci kişiliğiyle tanıştırıyor. Onun zorluklarla başa çıkma yöntemlerini ve okyanusun ortasındaki mutlak yalnızlığını izlerken, birçoğumuzun "kendini seyreder gibi" hissetmesi tesadüf değil. Çünkü bu film, her şeyden önce, kişinin kendini bulma, karakterini şekillendirme ve hayatın fırtınalarına nasıl tepki vereceğini öğrenme yolculuğuyla dolu.
Filmin açılış sahnesi bu yolculuğun habercisidir. Küçük Jess'in, mentoru Ben'in yanına giderek "Ben en genç devri alem yapan kişi olacağım" demesi, bir çocuk hayalinin nasıl kök saldığını ve nelere mal olacağını gösterir. O andan itibaren, iki yüz on gün boyunca sadece dalgalarla değil, kendi sınırlarıyla da savaşan bir "gerçek ruha" tanık oluruz.
Bu sarsılmaz azim, akla ister istemez Hemingway'in ölümsüz eseri "Yaşlı Adam ve Deniz"i getiriyor. Tıpkı kasabadakilerin "artık balık tutamaz" dediği halde aylarca denize açılan ve bir gün en büyük kılıç balığını yakalayan Santiago gibi... Santiago ilk gün başarısız olduğunda eğer pes etseydi, o balığı yakalayacağına dair inancı devam edebilir miydi? Kasabadakilere kulak verseydi, hayatının geri kalanında kendi gibi kalabilir miydi?
Jess de kendi Santiago'sudur. Sadece doğanın acımasız gücüne değil, aynı zamanda karadaki önyargılara da meydan okudu. Her geçen gün hakkında yapılan olumsuz konuşmalara, "sorumsuzluk" yaftalarına ve "yapamazsın" diyenlere rağmen pes etmedi. Ve başardığında, onu eleştiren herkes birer destekçiye dönüştü. Çünkü ona göre önemli olan, önce sevdiğin işe tüm kalbinle inanmak, sıkı çalışmak ve hedefe adım adım yaklaşmaktı.
Ancak film, başarının sadece azimden ibaret olmadığını da dürüstçe gösteriyor. Her günü iyi değildi. Okyanusun ortasında kimsesiz hissettiği, rüzgarın bile esmediği o "boğucu ve can sıkıcı" anlar, belki de en büyük fırtınalardan daha zorluydu. Tıpkı sevdiğimiz işi yaparken bile tıkandığımız, zihnimizin artık almadığına inandığımız anlar gibi. Jess, bu mental çöküş anlarında kendine "kaçış alanları" yarattı; bazen şarkı söyledi, dans etti, bazen de sadece güzel bir yemek yaparak kendini dinlendirdi. Yoldaydı, duraksadı ama yoluna her zaman devam etti.
"True Spirit", okyanusun ortasında bir hayatta kalma mücadelesinden çok, izleyiciye bir ayna tutuyor. Belki Jess gibi okyanusta tek başınıza değilsiniz; belki bir ofiste, belki de en sevdiğiniz kitabın sayfalarını çevirirken aynı duygularla boğuşuyorsunuz. Kaçış yolu olarak bırakmayı, ortamı terk etmeyi en kolay seçenek olarak görebilirsiniz.
İşte film tam da o anlarda fısıldıyor: Neden yola çıktığını hatırla. Kimin için ve ne için...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Popüler Yayınlar
Efes Antik Kenti'nde Taşlara Dokunmak: Bir Gezginin Hissiyatı
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
İNSAN ÖTEKİYLE VAR OLUR.. EDEBİYAT İSE İNSANLA..
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder